Bu sitede sünnetle ilgili İngilizce makalelerden yapılmış çevirileri bulacaksınız. Makaleler arasında herhangi bir düzen yoktur, bazen bir bilgi diğer makalede tekrar edilmektedir, ama yukarıdaki menüde kaba bir sınıflandırma yapılmıştır.

Bu arada, Türkiye’de ilk defa konuyla ilgili bir kitap yayınlandı: Kuraldışı Yayınları, Nil Gün,  Sünnet : Sünnetle İlgili Yalanlar ve Gerçekler

Bu konuda yeni açılan bir facebook sayfası

Sitedeki Yazılardan Bazı Alıntılar

 

Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?

Mülk Suresi, 3. ayet

 ***

“Güya sünnetin temizlik bakımından faydası varmış; sünnetsizlik yüzünden hastalıklar oluyormuş. Pekâla, bunu kabul edelim. Lakin binde bir kişide tesadüf olunan bu hastalıklar için bütün Müslüman çocukların mühim bir uzuvlarını hayatları bahasına ve din uğruna kestirmekte mana nedir? Bence ileride vukua gelmesi muhtemel hastalıklar için [çocuğu] sünnet ettirmek, ileride apandisiti patlar diye bütün çocuklarımızın apandisitlerini çıkartmayı tavsiye etmekten farklı değildir.”

Prof. Dr. Cemil Topuzlu (1934)

 


Söz konusu sünnet olduğunda, öyle sanıyorum ki amaçlanan, cinsel ilişkiyi azaltmak, cinsel organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazı insanlar sanırlar ki, sünnet, erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir – ama buna herkes kolaylıkla cevap verebilir : Nasıl olur da tabiatta yaratıklar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar eksik olabilirler, hele bu özellikle üstderi (sünnet derisi) gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise?

Ibn Meymun,  filozof, (1190)

 


Sünnet denilen merasimle çocukların cinsel organlarını kesenler (Afrika ülkelerinde kız çocuklarının klitorislerini sünnet edip cinsel organlarını parçalayanlar) sağlık açısından gereksiz olan bu ameliyatla hem çocuklara acı çektirmekte ve hem de insanın yaratılışında Tanrı’nın hata yaptığını ima etmektedirler. Kuşkusuz, çocukların düdüllerinin derisi Tanrı’nın yaratışında bir anomali(bozukluk) değildir; normal bir durumdur. Sünnetçiler Tanrı’ya karşı meydan okur: “Ey Tanrı, yüce yaratıcı, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen rabbimiz, sen en iyi biçim verensin, evrenin yaratanısın. Ne var ki, ey Tanrı, sen bizim düdüllerimizi yamuk yaratmışsın. Senin işlediğin hatayı usturalar ve makaslarla BİZ düzelteceğiz. Düdüllerden kan akarken ve çocuklarımız çığlıklar atarken senin büyüklüğünü anacağız Rabbimiz!” 

İşin ilginci, hadis kitapları, Peygamber döneminde müslüman olanların sünnet olduklarına dair hikayeler nakletmeyi unutmuşlar. (!) Ebu Bekir, Ömer yahut Hamza bugün müslüman olsaydı, bugünkü müslümanların ilk yapacağı işlerden biri onları bir sünnetçiye teslim ederek cinsel organlarını kana bulamak olacaktı! Ayrıca, “peki tıraş olmanın hükmü nedir?” diye soru yöneltenlere çük kesme ile kıl kesme arasındaki farkı anlatmalı mı bilmiyorum? Çocuklara karşı işlenen bu suç artık tarihe gömülmeli.

Edip Yüksel,  İslam araştırmacısı


Viktorya döneminin doktorları sünnetin penisi hissizleştirdiğini, mahrum ve etkisiz bıraktığını çok iyi biliyordu. Ne var ki çok geçmeden sünnetin sarayı, felci, tutulmaları, elephantiasisı, veremi, ekzemayı, yatak-ıslatmayı, kalça çıkığını, ıslak rüyaları, siğilleri, baş ağrısını, tedirginliği, histeriyi, göz bozukluğunu, aptallığı, geri zekalılığı, ve deliliği tedavi ettiğini ileri süreceklerdi. Aslında tıp tarihinde hiçbir prosedürün sünnetten daha fazla hastalığı tedavi ettiği veya iyileştirdiği ileri sürülmemiştir. Bugün sünnet için ileri sürülen gerekçeler güncel korku ve endişelerle oynayacak şekilde yenilemiş durumda, ama birgün bunlar da mantık dışı olarak kabul edilecekler. En son sünnetin kanseri ve cinsel yolla bulaşan hastalıkları engellediği iddiası tamamen çürütüldüğüne göre, sünnetçiler hiç şüphesiz yenilerini bulacaklardır. Eğer sünnetçiler gerçekten sadece tıbbi-gerekçelerle hareket ediyor olsalardı, bu uygulamanın kafatası delme, hadım etme, ve sülükle kan çekme ile birlikte çoktan tarih olması gerekirdi.

Paul Fleiss, Doktor (1997)

 



“Tanrı Hz. Muhammed’i insanları İslam’a çağırması için gönderdi, bir sünnetçi olarak değil” 

Halife Ömer Ibn-Abd-al-Aziz (ö 720)

 


 

“Osman Ibn-al-As bir sünnete davetliydi, ama gelmeyi kabul etmedi, sebebi sorulduğunda, Muhammed zamanında sünnet etmediklerini, ve böyle davetler de olmadığını söyledi”

Ahmad Ibn-Hanbal, hadis yazarı (ö 855) 


 

Cinsel zevk ve cinsel aşkın ifadesi için tasarlanmış beyin sisteminin daha başlangıçta korkunç derecede büyük bir acı ile şartlandırılmasının psikobiyolojik sonuçlarının olmaması düşünülemez. Bu tür bireylerde, daha sonraki bütün cinsel zevk deneyimleri, artık bilinçaltı-bilinçdışına gömülmüş bir cinsel acı zemininde yaşanmak zorundadır.
Bu nörofizyolojistin kanaati, erken zamanda yaşanan bu tür jenital acı deneyimlerinin, beyindeki sado-mazoşist davranışların şartlandırmasına katkı sağladığıdır.
Öfke ve intihar davranışlarının, ister yenidoğan döneminde, isterse çocukluk-ergenlik öncesi dönemde yapılsın, ne kadarının sünnet ile tetiklendiğinin sorusunun sorulması gerekir

James Prescott, nörofizyolog (1989)

 


“Mastürbasyon konusunda yapmamız gereken bence şu : ilgili vücut organlarını öyle bir hale getirmeliyiz ki, alışkanlığa devam etmek ağrı verici olsun, bu durum da vazgeçirici olsun. Bu amaçla, eğer penis üst derisi uzun ise, erkeği bugün ve belki de gelecek için mahrum bırakacak şekilde sünnet etmeliyiz. Operasyon ayrıca, kloroform altında yapılmamalı, öyle ki hissedilen acı çocuğun zihninde, yok etmeye çalıştığımız alışkanlık ile hatırlansın.”

Athol A. W. Johnson, ünlü tıp dergisi “The Lancet”  cilt. 1 (7 Nisan 1860)

 

 


Tıp literatürü insan prepusundan (sünnet derisi), doğrudan ya da dolaylı olarak; “bir deri parçası” diye söz eder. Anatomik olarak bu tanım, yanlıştır. İnsan prepusu sinir uçları açısından zengindir, ve holokrin bezlerini içerir. (ör., Tyson bezleri) (insan penisindeki duyusal sinir uçlarının gelişimi için Sommerova, 1976; Halata ve Munger, 1986; Dail ve Evan, 1974 çalışmalarına bakılabilir). Yüzey alanı açısından insan üstderisi penisin yaklaşık olarak %36’sı, yani üçte biri demektir. (Ritter, 1992). İnsanın üreme organlarının bir parçası olarak prepus önemsiz olmaktan çok uzaktır. 

Ronald S. Immerman ve Wade C. Mackey, “Sünnetin Biyokültürel Açıklaması” (1997)